Postmodernist Anlatı Bağlamında ‘JOKER’ Film İncelemesi

Geleneksel anlatının kahramanlık tasvirinde genellikle erkek; sert, otoriter, yakışıklı, ataerkil, güçlü, savaşçı vs gibi birtakım özelliklerle temsil edilmiştir. Hollywood sinemasının kahramanlık temsillerini seyirciye sunmasında çoğunlukla ideolojik bir amaç vardır. Postmodern sinema anlayışı ise, geleneksel kahramanlık sunumlarını alt üst etmiş ve kahraman ilginç bir dönüşüm yaşamıştır. Postmodern filmler, izleyicinin özdeşleşmekte zorluk çekeceği, kahramanlığı bile sorgulanılacak nitelikte olan erkek karakterleri kullanmıştır.

Tam bu noktada ‘Joker’ filmine bakacak olursak Joker karakteri tam olarak da yukarda belirttiğim gibi; hiç kimsenin yerinde olmak istemeyeceği, toplumdan dışlanmış, zayıf ve güçsüz bir ana karakter olarak karşımıza çıkıyor.Diğer yandan ‘Joker’ filmi, klasik anlatı sinemasının aksine hiç standart olmayan, anlaşılması zor ve iyi veya kötü diye kesin bir yargıda bulunamayacağımız ayrıca izleyicinin kolayca empati yapamayacağı karışık bir karakterin hikayesini anlatıyor.

 Bir başka açıdan bakacak olursak Joker filmi modern sinemanın aksine izleyiciyi zaman zaman ‘Bu şimdi gerçek mi yoksa Joker’in kafasının içinde mi gerçekleşti ‘ ikilemine düşürdü.

Joker filmine postmodern bir film diyebileceğimiz noktalardan biri de filmde izleyicinin sürekli bir git gel içinde kalmasıdır. Joker karakteri modern sinema anlatısının aksine ne tam beyaz ne tam siyahtı izleyici yer yer jokere hak verip onunla kendini özdeşleştirse de tamamen karaktere film boyunca bağlanamadı. İzleyen joker karakterine ne kadar hak verse de tamamen bağlanmak, standart ahlak anlayışı ile ters düşecek ne olursa olsun izleyici için bir seri katili desteklemek anlamına gelecekti.

Modern sinemada çok sık rastlayamayacağımız bir başka özelliğe sahip olan Joker filmi serinin 3. filmi olmasına rağmen serinin ilk iki filminden daha eski bir tarihte geçiyordu. İlk iki filmde gördüğümüz joker ve batman karakterlerine bakış açımızı tamamen değiştiren bu film izleyici de ciddi bir yıkıma yol açtı ve joker, izleyicinin yoldan çıkmış bir seri katil ile bağ kurmasına neden olarak izleyiciyi bir hayli zorladı.

Filme daha genel bir açıdan bakacak olursak modern sinema anlatısında çok rastlanmayan bir başka özelliği daha içinde barındırıyor. Joker filmi bir ‘’Distopya’’ olarak karşımıza çıkan Gotham adlı şehirde geçiyor fakat distopya kelimesini tırnak içine almamdan da anlaşılacağı gibi aslında Gotham’da yaşanan sorunlar, işleyen siyasi düzen ve tüm medya araçları günümüzde ki hali ile aşırı bir benzerlik gösteriyor. Bu durum, klasik sinema anlatısının ya da Hollywood sinemasının hiç yapmadığı bir şey yapıyor seyirciyi  içinde bulunduğu statükoyu sorgulamaya ve ona karşı harekete geçmeye itiyor…

Gotham şehrinde ki ekonomik uçurum, toplumsal sorunlar, suç oranlarının artması ve siyasilerin medya sayesinde halkı etkisi altına aldığını filmde bariz bir şekilde görüyoruz. Şüphesiz filmi izleyen izleyicinin kafasında dönenler, modern sinemanın izleyende uyandırmak isteyeceği duygu ve düşüncelerin tam tersi.

Sonuç

‘Joker’ her ne kadar postmodern sinema anlatısıyla bir çok nokta da keşişse de modern sinema ile de bağını tam anlamıyla kopartmış bir film değildir.